Archive forFebruary, 2007

Pera’da bir İtalyan Venedik Sarayı

Bundan beş yıl kadar önce bir temmuz akşamında Beyoğlu’nda Tomtom Kaptan Sokağı’na inen dik yokuştan aşağıya doğru ilerlemeye çalışırken heyecandan dizlerim titriyordu. Yokuşun sonunda, sağda tüm ihtişamıyla yükselen Venedik Sarayı’nın kapısında görevliye adımı söyleyip, girişi hiç de kolay olmayan bu tarihi yapıya adımımı attığımda heyecanım da giderek artmıştı.

Text: Emel Altan Ege Photos: Sinan Çakmak

]]>

[Kaynak]

Comments

Kubbeler ve minareler devri

“Birçok ülke ve şehir coğrafyacılar ve tarihçiler tarafından ayrıntılarıyla tanımlanmış olsa da benim ikametgâhım olan İstanbul henüz anlatılmadı.”

Osmanlı imparatoru IV. Murad, böyle yakınır etrafındakilere. Bu söz, Evliya Çelebi’nin kaleme kâğıda sarılıp ünlü ‘Seyahatnamesi’nin ilk cildini ortaya çıkarmasının yolunu açar. Pek çok Avrupalı gezgin de kendi İstanbullarını kaleme alır ve sadece 16. yüzyılda Türkiye ve Osmanlı dünyası hakkında 2000 kitap yazılır… Çelebi, sokak sokak yürüdüğü şehirlerde gerçekçi yorumlarına, abartılarını da ekleyerek bugün vazgeçilmez bir başvuru kaynağı olan eserini ortaya koyar ama İstanbul hâlâ yazılmaya devam ediyor, yazdıkça daha da derinleşiyor. Kentin kuruluşundan itibaren başladığımız gezi rehberi Bizans dönemiyle ve şimdi de Klasik Osmanlı İstanbulu ile devam ediyor.

Text: Neslihan Pekdemir Photos: Sinan Çakmak

]]>

[Kaynak]

Comments

Caddelerin fatihi Minibüs

“Ben minibüsçüyüm insan değil miyim,” diye soruyor ‘Rambo’ lâkaplı şoför. “Bizde lâkaplı insanlar vardır. ‘Hacı’ var mesela. Bayağı lâkabı olan var. Kıvırcık var… Uçak Mustafa var; hızlı gidiyor. Pilot Şaban var. Varyemez Nurettin var, parası var yemiyor. Cikcik Ali, Manyak Ali, Çamur Adem, Kaşar Ahmet, Rıdo, Kurbağa Özcan, Kılıf Suat var ve bu arabanın sahibi Şeytan Hamdi var…”

Text: Neslihan Pekdemir Photos: Fatih Pınar

]]>

[Kaynak]

Comments

Tarihi, kozmopolit ve eğlenceli Kumkapı

Bizans donanmasının kadırgaları, ‘Karaka’ ve ‘Kapak’ türü kalyonları, sabah güneşiyle yıkanan Marmara’nın hafif dalgalarında nazlı nazlı sallanıyor. Boğazları geçip Akdeniz’e çıkacak olan Bizans Droman’larındaki askerler, “Ave!” diye bağırıyor. Beyaz mermerle kaplı rıhtımdaki İmparator II. Justinianus da o günün şerefine giydiği erguvan moru togasını savurup denizcileri selamlıyor. Biraz gerisinde duran İmparatoriçe Sofia da beyaz ipekli elbisesi içinde dik ve mağrur, bu görkemli töreni seyrediyor. Biraz sonra, limanın girişindeki Bukoleon Sarayı Kulesi’nden tiz bir boru sesi yükseliyor. Forsa davulları çalmaya başlıyor. Esirlerin çektiği yüzlerce kürek aynı anda suya batıp çıkmaya koyuluyor ve ağır Bizans donanması yavaş yavaş ufuk çizgisine doğru uzaklaşıyor.

Text: Lemi Özgen Photos: Umut Kaçar

]]>

[Kaynak]

Comments

Boğaz’da deniz trafiği

Deniz yanıyordu ve tam bir ay boyunca durmaksızın yandı. Dev petrol tankeri Romen bayraklı Independenta ile küçük Yunan şilebi Evriyali’nin çarpışma anındaki ilk patlamada Topkapı Sarayı’nın ve Kadıköy’deki evlerin birçoğunun camları kırıldı. İkiye ayrılan tankerden yayılan petrol bir buçuk millik bir alana dağılmış, gemide patlamaların ardı arkası kesilmemiş, koyu bir duman kentin üzerini sarmıştı.

Petrolün tankerde kalması için yüzey bombaları patlatılıyor, yangını söndürme gayesiyle gemilerle deterjan ve kimyasallar sıkılıyordu. Denize dökülen yaklaşık 95 bin ton ham petrol ve yangın artığı küller Moda açıklarına vurdu, on binlerce balık ne olduğunu anlayamadan öldü. Kazadan tam 21 gün sonra Independenta’da öylesine bir patlama oldu ki alevler 350 metre yükseğe ulaştı, denizin üstü alev yumağı haline geldi, İstanbul’a gökten ateş yağdı. Dev tankerin enkazı ancak 14 Aralık 1979 günü kendiliğinden söndü. Bu sadece İstanbul Boğazı için değil, dünya denizcilik tarihi için de gerçek bir faciaydı.

Text: Erdem Kabadayı Photos: Aytunç Akad

]]>

[Kaynak]

Comments

Geçici bir süre için İstanbullu

Harbiye’deki metro istasyonunun girişinde, yağmur altında bekliyordum. Her zamanki gibi “Mistır Saner!” diye seslendi. Arkamı dönünce aynı kocaman gülümsemeyle karşılaştım. “Nasılsın? Çok zaman oldu değil mi,” diye sordu. Bir türlü fırsat bulup söz verdiğim fotoğraflarını ulaştıramamıştım. Utanarak “evet” dedim. Daha faza utandırmadan “hadi gidelim” dedi “evde konuşuruz”… Peşine takıldım. Pangaltı yönüne doğru yokuştan aşağıya salındık. Evi yakın olmalıydı. Ayağına terliklerini geçirip çıkmıştı dışarı. İstanbul’un kışına alışmış görünüyordu.

Text-Photos: Saner Şen

]]>

[Kaynak]

Comments

İnternet seni seviyorum

Üniversitede beraber kaldığım ve kendisini çok sevdiğim, Makedonyalı bir arkadaşım ile okul bittikten sonra bağlarımız kopmuştu. Ülkesine döndükten sonra ne yaptı, ne etti, hayatını düzene koydu mu, işini kurdu mu diye çok düşünüyordum. Hatta keşke bir şekilde Türkiyeye gelsede görüşsek diye felanda düşünmüştüm. Geçen gün bir   mail geldi, gönderen kısmında arkadaşın ismi vardı. Önce şaşırdım ve heyecanla açtım. Hayatımızın önemli bir parçası haline gelen google sayesinde aksu.web.tr siteme ulaşmış ve bana oradan mesaj göndermiş. Şimdi kendisiyle mailleşiyoruz. İyi olduğunu, evlendiğini, işini kurduğunu öğrendim.

İnternet seni seviyorum, google seni de :) )]]>

[Kaynak]

Comments

Yılın İlk Ay Tutulması 3 Mart Cumartesi

Tam tutulma olarak izlenecek bu ay tutulmasını, Türkiye’nin her köşesinden, bucağından görebilecekmişiz.]]>

[Kaynak]

Comments

Paylaşılan Sofralar

Bazen misafir geleceği zaman neler pişireceğimi şaşırıyorum. Şöyle hazır bir menü olsa da onu pişirsem diyorum. En azından fikir verecek birşeyler olsa diyorum… Bir çok arkadaşım o güzel…

DEVAMI DEVLETSAH.COM’DA

Comments

Mandalinalı Yalancı Peykek

Lezzetli olduğu kadar vitaminli..

Malzemeler
Tabanı için

1 paket petibör bisküvi (175 gr)
1/2 paket agar agar
1 su bardağı su

Kreması için

3 adet yumurta
1 su bardağı + 1 yemek kaşığı pudra…

DEVAMI DEVLETSAH.COM’DA

Comments

· « Previous entries